25/09/2009

Gülsüm'ün okula başladığı gün öğretmeni uzuuunn bir ihtiyaç listesi vermişti, içinde akla gelebilecek tüm kırtasiye malzemeleri olan bir listeydi bu, tabiiki oyun hamurları da vardı bu listede, 2. gün oyun hamurlarıyla gittik okula, GÜLSÜM hanım Büşra ablasından öğrenmiş bu gül yapımını, hemen kolları sıvayıp döktürmüş maharetini, görünce ben bile şaşırdım doğrusu, hemen öğretmeninin gözüne gözüne soktu tabii, --öğretmenim bakın bu gülü ben yaptım diye, yırttı kendini, öğretmenin de başı kalabalıktı tabii, onu duyup görene kadar, hatta övgüleri alana kadar ayrılmadı başından, nihayet öğretmen fark edince bu güzelliği


-Maşallah Gülsüm çok maharetli bir kız deyince, bizimkinin ağzı kulaklarına vardı...


Öğretmenin şimdilik el kaslarının ne kadar güçlü olup olmadığının tesbiti için yaptırdığı boyamaların hepsini yarım yarım yapıp geldi, evde sıkılarak tamamladık.


Gülsüm'ün anaokulundan en samimi kız arkadaşı Begüm, ve yine anaokulundan sık sık şikayet ettiği Durmuşcan.

Beslenme saatimiz... büyük bir özenle çıkarıyor malzemelerini, peçetesini şöyle bir silkeleyip, örtünün özerine yerleştiriyor yiyecekleri, pek bir hanımefendi pozlarında, sanırsın bir davette yemek yiyor hanım, alelacele yemeğini bitirip, yine aynı özenle peçetesini silkeleyip katlayıp, malzemeleri sırayla yerleştiriyor çantasına... maşallah böyle giderse çok sıkıntı yaşamayacağım, Gülsüm okul işini bayağı bir ciddiye aldı, yatış saatini, çantasını malzemelerini çok benimsedi şimdilik. Sıkılmaz böyle giderse çok iyiyiz, nazar değmesin.

Dün babası götürdü okula, işyerinden telefonla görüştüm,

-anne öğretmenim ödev verdi, akşam evde hiç iş yapmayacaksın tamam mı, benimle ilgileneceksin diye, ültimatomunu yayınladı, artık yandım dedim ben, göz açtırmayacak bana cadı, yine de heyecanlıydım.Bakalım neler yaşayacaktık...

Derse başlamadan önce beni epey zorladı, tutturdu üzüm yiyicem diye, koca bir tabak üzüm yedi, televizyonun yanında ders yapacağım diye tutturdu, hatta küçük masasını taşımış tv'nin karşısına ohhh keyif yapacak hanım, hemen aldım mutfağa ben bir yandan işimi yaparken oturdum yanına.

Veeee... evde ilk anlamda ciddi dersimizi yaptık, dersimiz çizgi çalışması kavisli çizgiler,

Bir sayfa fotokopinin üzerindeki çizgilerin üzerinden geçerek yaptık, pek özenliydi doğrusu, en ufak bir taşırma olduğunda hemen silip düzeltmek istedi, bir yandan da çenesi hiç durmadı tabiiki, arada bir süt istedi, bir yudum alıp bir yazı yazacakmış, ooohooo böyle bitmez kızım dedim, bari bir satır yazı bir yudum süt dedim, bir süre sonra sütü unuttu, arada bir karnı ağrıdı tuvalet ziyareti, kalem açma, kalemleri yere düşürme filan derken iyice adapte olmaya başladı derse,

-Öğretmenim, en güzel sen yazmışsın demeli bana, yıldız atmalı anne, çok güzel olmalı dedi durdu, hayırdır dedim bu hırs nedendir diye,

Tabi çene açıldıkça döküldü, okulda yaptıklarını en ince ayrıntısına kadar anlattı, Beyza'nın tam aksine (o hiç birşey anlatmaz asla, zorla ağzında iki kelime çıkar, Gülsüm anlattıkça yüreğimin yağları eridi, içim rahatladı)

Bizim okulun müdür yardımcısı (eşimin arkadaşı)'nın oğlu Emre Şamil bizim sınıfta, bu bayram ailesiyle bize bayramlaşmaya geldiler, tabi çocukta aileler tanışınca bir rahatlama oldu herhalde sürekli Gülsüm'e sataşıp duruyormuş, bu tabi bizimkinin anlatımı birde çocuğu dinlemeli bizimki de az yapışık değildir hani.

Bu sataşmalar yüzünde öğretmenin okulda yaptırdığı çizgi çalışmalarını tamamlayamamış, öğretmen güzel yapanların kitaplarına yıldız atmış, çizgilerini tamamlamayanlara işaret koymamış, evde yapın gelin demiş, şimdi sınıftaki bazı arkadaşlarının yıldız alıp bizimkisi alamayınca bayağı bir hırslanmış anlaşılan, ödevini itinayla tamamlayıp, okulda eksik yaptığı sayfayı da bir güzel silip baştan sona tekrar yaptı...

Kitaplarını da dağıtmış öğretmeni, başladık şeffaf kaplıkla kaplamaya, bu işe de balıklama daldı tabii, tek başına kaplayacakmış, verdim kaplığı eline, evirdi çevirdi, buruş buruş yaptı kaplığı,

-offf olmuyor anne, deyip bana verdi kitabı kaplığı...

Sonrada hadi yatma saatimiz geldi deyince, itiraz etmeden yattılar tabi bende yanlarında yatma şartıyla, her ihtimale karşı bende uyuyakalırım diye, telefonu 05.30'a kurdum bari erken kalkıp beslenmelerini filan hazırlarım dedim, iyikide kurmuşum saati, bende uyumuşum bir güzel...

İşte böyle şimdilik bu kadarCIK, okul maceralarımız son hızla devam edecektir, bizim GÜLSÜM'de malzeme çok olacaktır yaz yaz bitmez artık...

24/09/2009


Nice bayramlara sevdiklerimizle sağlık ve afiyetle kavuşmamız dileklerimle öncelikle geçmiş bayramınızı tebrik ederek başlıyorum.

Bayram telaşından önce bizim evde Gülsüm'ün okula başlama telaşı vardı, çok şükür küçük kızımız da artık l. sınıfa başladı, anaokulu nedense bana hani gerçek okulmuş gibi gelmiyor, yani aslında eğitim hayatının ilk başlangıcı açısından çok önemli ama gerçek anlamda disiplin ve okuma yazma gibi faaliyetler başlamadığından ben çok fazla ciddiye almamıştım.

İşte şimdi 2. kez (Beyza'da bu tecrübeyi yaşamıştım) paçalarım tutuştu, formasıydı, çantasıydı, ayakkabısıydı derken nihayet Gülsüm'de benim tabirimle gerçek anlamda okullu oldu artık.

Gülsüm tahmin ettiğim gibi hatta tahminimin de ötesinde hiç uyum sorunu yaşamadım, ilk günden çok ciddiye aldı okula gitme işini, biraz geç yattığından, zira yaz rehavetinden kurtulamamıştı, sabah erken kalkmanın dışında zorlanmadık, uykusu açılınca koştura koştura okula gittik, geçen seneki ana sınıfından 5 arkadaşı yine aynı sınıftalar, özellikle çok samimi arkadaşı Begüm'ü görünce çıldırdı bizimkisi, çok memnun olduk, ayrıca apartmandan Melisa da bizim sınıfta olunca keyfine diyecek yoktu, hele ki öğretmenimiz tam bir süpriz oldu, Beyza'nın kreşten anaokuluna daha sonra da ilkokulda da halen aynı sınıfta olan samimi arkadaşı Damla'nın annesi Nurhan hanım Gülsüm'ün öğretmeni oldu, dolayısıyla iletişim konusunda hiç yabancılık çekmedik, hemen tanıdık birbirimizi, hatta çalışmıyor olmasaydım Nurhan hanım sınıf annesi seçmişti beni, ama ne yazıkkı çalıştığım için kabul edemedim, çok anlayışlı ve uyumlu bir öğretmen olarak değerlendirdim.
Ama ne yazıkki bugün eşimden aldığım duyumlardan snıftaki veliler bu gün itibariyle öğretmeni canından bezdirmeyi başarmışlar, sordukları saçma sapan sorular ve yarattıkları sorunlar nedeniyle bu gün derse bile başlayamamışlar. Artık bundan sonraki günlerde de yine aynı şekilde anlayışlı davranırmı bilemem, bildiğim birşey varsa biz toplum olarak yumuşak bir yüz gördüğümüzde hemen astarını sormaya başlarız, yani daha amiyane bir tabirle tepesine çıkarız.

Müdürümüzün 1000 kişilik okulu geçtiğimiz senelerde 1800 kişiye çıkarmasıyla bu sene okulumuzda eğitimi kördüğüm noktasına getirdi, mahellemizde yeni bir okul yapıldı, Milli Eğitim Bakanlığı -e okul sistemine göre l. sınıfların kayıtlarında mahalleyi ortadan ayıran ana caddenin bizim tarafımızda kalan sokaklarını mevcut okula, caddenin karşı sokaklarını ise yeni okula yapmıştı, bizim işgüzar müdür ise artık doluluktan okulda açacak yeni birinci sınıf şubesi bulamadığından, Milli Eğitim Bakanlığınca mevcut okulumuzda okumayı hak eden bizim çocuklarımızı da yeni okula göndermeyi uygun bulmuş, yani bizim oturduğumuz siteye beş adım mesafede olan okulu bırakıp en az 2 km uzaklıktaki üstelikte oldukça dik bir yokuşta inşa edilen okula gitmeye zorladı bizi. Tabii biz veliler oldukça tepki göstererek sonunda kabul ettirdik kendimizi okulumuza.
Okul alışverişi filan derken alıştırma haftasını bitirdik ve bu gün itibariyle başladılar yeni bir eğitim yılına..

Allah tüm çocuklarımıza zihin açıklığı versin, velilere de sabır ve kolaylıklar...

Benim kızlar yazın son günlerini yaşadığımız bu günlerde işhayatına sıkı bir giriş yaptılar.Bizim oturduğumuz sitede çocuklar arasında yeni bir moda oluştu, önce evde kullanmadıkları eşyaları, oyuncakları kitapları satışa çıkardılar, daha sonra işi incik boncuk işine çevirdiler, tüm kız çocukları ellerinde boncuklar kolye bilezik küpe gibi şeyler yapıp satmaya başladılar. Bizim kızlar dışarıya çıktıklarında beş dakikada bir kapıya gelip ellerindeki boncukları gösterip -anne ne olur bunu alayım sadece 3TL, sadece 50 KR diye yalvarmaya ve beni sonunda çileden çıkarmaya başladılar, 1,2 derken baktım bizim paracıklar uçuyor, üstelik de kullandıkları boncuklar ve dizdikleri ipler hiç iyi değil, bir iki kullanımda kopuyor.
Bu işin öncüsü de bizim Beyza'nın sınıf arkadaşı Elif Buse ve ablası olmuş, yaptıkları boncukları dışarıya koydukları küçük masalarda satmaya başlamışlar, tüm çocuklar masanın etrafında toplanıyorlarmış, Beyza'da kendi deyimiyle - arkadaşının pazarlamacısıymış, yani ürünlerin fiyatlarını belirleyip, ellerinde boncuklarla parkta gezinip kızlara gösterip satışını ve tanıtımını yapıyormuş, baktım bunlar işi bayağı bir ciddiye alıp bilinçli bir şekilde satış yapıyorlar, aslında hoşuma da gitmedi değil, sonuçta site içerisinde amca kızları, dayılarının kızları ve arkadaşlarıyla eğleniyorlar, bu arada da Ticaret deneyimleri gelişmiş oluyor.


kızlar bu sefer -o zaman bizde yapıp satalım diye yalvarmaya başladılar, günlerce benim ve eşimin başının etini yediler. Sonunda başlarına komşunun yaşça bizimkilerden büyük kızı Büşra'yı koyup izin verdik satış yapmalarını; Beyza,Gülsüm, yeğenim Hanife ve Büşra ortak bir incik boncuk şirketi kurdular.İlk etapta kazandıkları paraları paylaşmayıp yeni boncuk almaya karar vermişler. Böylelikle hayatlarındaki ilk şirketi de kurmuş oldular.
Beyza'yla birlikte doğru Eminönü'ne gidip boncukçuların kapısını aşındırdık, çok güzel boncuklar aldık, dizmeye de lastik gibi misineler aldık bayağı bir kaliteli oldu yaptıklarımız, başladık boncuk dizmeye, bayağı bir sardı bu iş bizi, bir oturmada 30 bileklik yaptık, ertesi günü yarısını sattılar boncukların. İlk satışı da babasına, Büşra'nın babasına ve abime yapmışlar. Kazandıkları paraları da Gülsüm'e vermişler, en küçükleri olduğundan, Gülsüm'de evde bir kutu ayarlayıp paralarını bu kutuya kaldırıp sakladı dolabına.
Tabi bizim sitedekiler de doydular incik boncuk almaya, satışlarının 3. gününde işin piyasası öldü, bizimkiler kazandıkları parayı paylaştırdılar aralarında böylelikle de boncuk maceramızda sona ermiş oldu.



Yaptığımız bileklikler

Büşra hanım (komşu kızı)
Gülsüm hanım

Beyza hanım

Hani tembellikten yaz(a)madığım zamanlarda neler yaptık nerelere gittik şöyle özet olarak geçeyim istedim.

Darıca Kuş Cennetine gittik, pazar günlerinden bir pazar.

Parkı gezmekten ayaklarımıza kara sular indi.
Gördüğümüz tüm hayvanların resmini çektik, daha korkunç hayvanlarda vardı tabi, timsahlar, yılanlar, aslanlar vb... onların görüntüleri de hala makinede duruyor.

Sonra olmazsa olmazlarımızdan oyun parkına gittik bir hafta içinde.
Bu arada KOÇTAŞ'tan da boyalarımızı aldık ve evimizi boyattık temizledik. Heryer misgibi oldu.


Gülsüm hanım hop hop hopladı.
Hoplamaktan görümüyor, acaba Gülsüm nerede.


Eşim bu sene ilk defa 45 gün izine çıktı hemde yaz döneminde, kızlarıyla bol bol vakit geçirdiler, ben işteyken onlar gezdiler, artık iznin bitimine 2 gün kala eşim son kez denize gidelim diye tutturdu ve RİVA'ya gitmeye karar verdik.Denizi gerçekten tertemiz harikaydı ama gelgelelim dalgalar yüzmemize izin vermedi, aşırı derecede dalgalıydı, bizde kıyılarda hemen cankurtaranların önünde açılmadan suya battık çıktık, bir iki kez kulaç attığımı hatırlıyorum zaten, gerisinde hep dalgalar bizi kıyıya vurdu, vurdu durdu. Kızlar tutturdu bizi kuma göm diye.

Riva dönüşü güya dondurma yemeye taaaa Şile'ye gittik, aslında Şile otobanından bizim eve daha yakın ama Riva'dan bayağı bir uzak geldi bize,yani aslında biz denize de Şile'ye gitsek daha iyiydi yani, zaten dondurmada bulamadık Şile merkezinde ha şurdan alırız ha burdan alırız diye diye bir türlü alamadık daha doğrusu bulamadık desek ayıpmı olur, sanki bütün dondurmacılar kaçmışlardı biz dondurma alamayalım diye, yine kala kala kapalı hazır dondurmalara kaldık, bir benzinciden alıp arabanın içinde yedik dondurmalarımızı.

Ha tabi Şile'ye gidilir de Şile bezi alınmazmı, kızlara Şile bezinden 2 tane elbise aldım çok güzellerdi. Bizimkiler şimdilik gecelik olarak kullanıyorlar.

Aslında bu yaz geçen yazlar gibi fazla gezemedik, malum düğün, kaza derken canımız sıkkındı haliyde,

Olsun bu yaz da böyle geçsin can sağlığı olsun yeter, çok şükür ki abim de ayağa kalktı, artık yürüyebiliyor, hatta raporlu olduğu halde bile işine gidebiliyor Allah'a sonsuz şükürler olsun.


Ödülün kuralları ;

1. Ödülün logosunu bloguna eklemek.

2. Ödülü aldığın kişinin linkini, ödülle ilgili yazına yazmak.

3. Hakkındaki 7 ilginç şeyi listelemek

4. Sevdiğin 7 blogu listelemek.

5. Ödülü göndereceğin bloglara mesaj bırakmak gerekiyormuş.
Sevgili Dileğim (Meleklerimveben)http://meleklerimveben.blogspot.com/
tarafından ödüllendirildim. Canım benim ya, hiç keyfim yerinde olmamasına rağmen illaki buraya birşeyler yazıyım diye beni ödüllendirmiş, çok teşekkür ederim sana canım, bu tembellik, sıkılganlık, uyuşukluk nereye kadar sürecek bilemiyorum doğrusu.
Kural 1'i yerine getirdim yani logoyu ekledim.
Kural 2'yi de yaptım, beni ödüllendiren kişinin adını ve linkini verdim,
Kural 3, eyvah sanırım en zoru bu işte, hakkımdaki 7 ilginç şeyi yazmak.
1-Evden çıkarken tekrar tekrar fişleri kontrol edip mutlaka ocağın doğalgaz vanasını indiririm.Bazen takılarımı önem verdiğim eşyalarımı yerine kaldırmaya üşenip biryerlere atarım, sonra işyerinde veya gece aklıma gelince onları telaşla arayıp yerine koyarım ve her seferinde birdaha böyle yapmayacağıma dair kendi kendime söz verip yine aynı şekilde yaparım.
2-Mutfak dolaplarımı ve çekmecelerimi genelde özene bezene kendim toplar yine kendim dağıtırım, hep telaşla kısıtlı zamanda yemek yaptığımdan ortalığı savaş alanına çeviririm.
3- Her büyük temizlikte kendi kendime birdahaki sefere temizlikçi tutucam diye bas bas bağırıp birdahaki sefere yine kendim yaparım, yani oraya vereceğim parayla kendime birşeyler alırım diye vazgeçerim.
4-Ne zaman mantı veya dolma yapmaya kalksam ya hamuru fazla yoğurup, dolma içini fazla yapıp başıma iş alırım, hamur, iç ziyan olmasın diye yap yap bitmez artık saatlerce uğraşırım.
5-Bir insanda en çok kızdığım şey yalan söylemesidir.Bu yüzden İnsanlar konuşurken söyledikleri kelimeleri ve söyleyiş tarzını çok incelerim, doğrumu yalanmı, kaçamak cevaplar mı veriyor anlamaya çalışırım.
6- Yol hafızam hiç yoktur, otobüsle minübüsle gidiyorsak ne ala hafızama alabilirim ama özellikle kendi arabamızla biryerlere gidiyorsak ancak defalarca biryere gittiysem hafızama alabilirim.
7-Çok uzun süren işlerden çok sıkılırım, benim işim çabucak yapıp bitirilmelidir. Bu elişi de olabilir, temizlik de olabilir, başladığım işi bir an önce yapıp bitirmek için deliler gibi çalışırım, öyle durup dinlenmek bilmem. Bu seferki badanamın temizliğini cuma akşamı iş dönüşü başladım cumartesi saat 23.00'te bitirip, pazar günü de hayvanat bahçesine gezmeye gitmiştim, herkes çok şaşırmıştı.
İşte bu kadar diyelim bence 7 ilginç yönüm,
Gelelim Kural 4'e, en sevdiğim 7 blog, şu an ilk aklıma gelenleri sayıyorum, diğer arkadaşlar lütfen alınmasın,

Nihayet Altınoluk resimlerimizi fotoğraf makinesinden çıkarıp pc'ye atabildim çok şükür. Çok keyifli bir tatil geçirdik, bol gezmeli denizli güneşli herşey harikaydı. Şimdi sizleri fotolarla başbaşa bırakıyorum.

Öncelikle Her sene Altınoluk'a gidipte uğramadan dönmediğimiz Assos gezintimizden birkaç kare, Assos'u çok seviyorum ll yıldır hersene gidiyorum ve her gördüğümde ilk kez görüyormuşum gibi bayılıyorum enfes körfez manzarasına.
Henüz arabadan inmeden çektim bunu, limana tepeden bakış.

Gülsüm hanım

Beyza hanım
Babası ve kızları
kızların hamak keyfi

Burası da Güre

Birkaç gün deniz oldukça dalgalıydı, kızlar dalgaların arasında bol bol yüzdüler.


Altınoluk antik tiyatroda sirk gösteresi vardı, kaçırmadık tabiki keyifle seyrettik.

Burası kadırga koyu, harika bir denizi var, içme suyu gibi tertemiz.
Tatilimizin son iki gününde küçük kaynım Ekrem eşi Hilal ve küçük prenses Elif'de bizlere katıldılar.

Akşam çarşı gezmelerimiz, Elif'çik gözlerini benim kızlardan ayırmadı, çok eğlendi bıcırık.


Ve olmazsa olmazlarımızdan piknik sefamız. Bu sefer daha önce gitmediğimiz Avcılar köyündeydik. Körfeze tepeden bakan bu harika piknik alanına bayıldık.Babamla eşimin dayısı mangal işiyle meşgul oldular.

Bizde sabırsızlıkla bekledik.

Veee çocukları uyutup babanne ve dedeye teslim ettikten sonra eşimle başbaşa gezmelerimiz oldu. Elele çarşıları, sahili ve Altınoluk köyünü gezdik, günün yorgunluğunu attık.

Nihayet sonnn.

Bütün talihsizliğimiz aslında düğünden önce başlamıştı, hani perşembenin gelişi çarşambadan bellidir ya, bazı insanlar daha düğün başlamadan önce bizi ağlatmışlardı, kader ağlarını örüyordu yavaş yavaş ama biz bu kadar ağlayabileceğimizi, düğünün bu kadar kötü geçebileceğini yinede tahmin edememiştik, biz yine tüm olanları kalbimize gömüp düğüne dikmiştik gözümüzü, tüm üzüntümüz düğünde uçup gidecekti güya, o heves te kursağımızda kaldı nihayet.
Anlatmayım anlatmayım bunuda içimde saklayayım dedim ama olmadı işte, anlatmam lazım, yoksa ben burada aslında hiç onunla ilgili birşey yazmamışım şimdiye kadar, yazmazdım da, aslında o güne kadar görmedim birşeyini Allah için, meğer daha sık gitmeliymişim de daha önceden görmeliymişim gerçek yüzünü.
Kardeşimin çeyizi serilmiş, Konya'dan gelen misafirleri uğurlamış, keyif içinde abilerimin hanımları ile babamlarda otururken birden birilerinin yüzümüze tokat gibi vurduğu gerçeklerle yüzleşmiştik, hem ben zaten 2 senede toplam elimin parmakları kadar bile tutmayan 7 kere gitmiştim oraya, birde babam sitem ediyor gitmiyor gelmiyormuşum, meğer ne iyi ediyormuşum, daha önce daha sık gitseydim herhalde o zaman kovulurdum, (sevgili Ü.A. tarafından) neyse efendim meğer biz üç gün boyunca gitmişiz yemişiz içmişiz, hanım çok yorulmuş, biz hiç birşey yapmamışız, (kaldıki bu üç gün boyunca alışverişten sonra direkt kardeşimin evine gidip çeyiz yerleştiriyoruz, belki l-2 saat orada takılıyoruz, sofra kurup topluyoruz yıkıyoruz öyle gidiyoruz, hemde yengelerim misafirlerin kaldığı 3 gün boyunca l günü hiç gelmediler, diğer günlerde mutfakta yemek yapıp ortalık toplamakla geçirdiler zavallılar).
Düğünden sonra onların evine gelmemeliymişiz, çok yorulmuş, mahfolmuş, hem bu adet te nereden çıkmış, o hanım kimsenin düğününden sonra evlerine gitmezmiş, yemek yemezmiş, salondan sonra herkez evlerine dağılsınmış.
Ah kardeşim gidip te evi onların evlerinin hemen dibinde tutmasaydı ne misafirlerin nede bizim ne işimiz var orada, gelip te bizim yakınımızdan tutsaydı böyle olmayacaktı, evi oraya yakın olunca mecburen o evde toplandık, hem babaevimiz değilmi? gitsek ne olur, olmuyor işte, olmuyormuş, olamıyormuş, gidilmiyormuş, gidilemiyormuş, yada gidilmemesi gerekiyormuş.
babam sonradan geldi eve ne olduğunu bilmiyordu, yinede helallik istedim sesim titreyerek, ağlamaklı bir şekilde, 3 gün geldik, yedik içtik hakkınızı helal edin dedim, onu da öptüm neden yaptığımı bilmiyorum, yine de iyiki yapmışım diyorum babam sonradan bahane bulmasın , asillik bizde kalsın diye...
Bilmem siz kimden bahsettiğimi anladınızmı, ben yine de tam olarak deşifre etmeye utanıyorum vallahi, neye uğradığımızı şaşırdık, kendimizi dışarıya atıp avazımızın çıktığı kadar bağıra bağıra ağladık, birbirimize sarılıp, öyle zoruma gitti ki, annemden sonra babaevinde istenmemek, kendimi dünyanın en zavallı, en çaresiz, kimsesiz evsiz yurtsuz biri gibi hissettim, ne kadar kızsamda babama, bir yuva kurmuştu, yeterki mutlu olsundu, kardeşlerim nihayetinde onlarla birlikte kalıyor, bir sıcak çorbasını yiyorlardı, ben de mutluydum onlar iyiler diye, çok gidip gelip de rahatsız etmek, yük olmak istemiyordum, FAKAT ne çare kaderden kaçılmazmış, ne kadar kaçsamda kurtulamadım laflardan.


Neyse işte biz bu olaydan sonra düğüne kadar tam yaralarımızı sarmaya çalışıp düğünü heyecanla beklerken, sevine sevine giderken bir de başımıza kaza olayı geldi, artık bu düğün bize haram olmuştu, gözümüz hiçbirşey görmüyordu, ben bir yaprak gibi sallanıyordum, Konya'dan dönüşte kalbimin yarısını hatta hepsini orada bırakıp gelmiştim, her anında abimi, Selma'yı ve çocukları düşünüyordum, boş boş bakıp boş boş geziyordum, aslında hepimiz öyleydi.

Konya'dan lime lime yorgun argın döndük, o gece yatıp sabahın köründe gelini kuaföre yollamak için erkenden kalktım, kahvaltı filan derken, onlar gittiler, bu sefer misafirlere kahvaltı hazırladım, sonra ütüyü elime aldım başladım ütü yapmaya, kardeşimin damatlığı, benim, eşimin, kızların, misafirlerin ütülerini yaptım, ev döküm döşek, heryer heryerde, sürekli birşeyleri unutuyoruz, kimi ayakkabısını bulamıyor, kimi ceketini giymeden evden çıkıyor, sonra eve geri dönülüyor, yok onum sendemi, ay unuttum, kurdelalar kimde, toplu iğne nerede, havluları arabalara bağlayacağız kurdela yok, nereye koyduysak bulamıyoruz, herkes birbirine bir şey soruyor.


Gelini büyük abimlerden çıkardık, nihayet nikah salonundayız, bu sefer nikah şekerlerini otobüste unutmuşlar, şoför ortada yok bulamıyoruz, imzalar atılıyor birazdan tebrikler başlayacak millete ne dağıtacağız, neyse ki eşim arabanın kapısını kırma pahasına kapının havasını boşaltıp zar zor alıp getirmiş nikah şekerini, böylece ailenin şerefini kurtarıp, düğünle ilgili bir skandalın daha önüne geçmeyi başardı, öyle ya kusura bakmayın nikah şekerini arabada unuttuk şoförde yok, sonra alırsınız... kim yer bu hikayeyi, şekersiz nikah olurmu ?


Neyse güç bela nikahı yaptık...
Üstüne benim fotoğraf makinemin pili bitti mi?
Artık cep telefonuyla bir kaç resim çektik,
Ben zaten nedense benim olduğum resimlerde silik milik birşey çıkmışım, negatif enerjim fotoğraflara da yansımış, düğünle ilgili şöyle net olarak hiç bir resimde yokum.

E tabi düğünden önce düğün yemeği için rezervasyon yaptırmışız,aslında kuaföre de yaptırmıştık ama gidemedim tabii, bırak makyaj bile yapmadım, mecburen kıyafetimi giyip, lanetayn başörtümü bağladım çıktım.
Resmi Nikahtan sonra dini nikah için kızın annesi babası ve akrabaları ile gelinin evine geri döndük, nikahları kıyıldı, tatlılar yenildi, ikidebir rezervasyon yaptırdığımız yerden arıyorlar, yerinizi iptal edeceğiz diye, apar topar yemeğe gittik tabi bayağı bir eksikle, sağdan soldan insan arıyoruz yemeğe götürelim diye, Allahım aksine telefonlara cevap veren de yok, yemek bitiyor bir bir arıyorlar hayırdır diye, sizi yemeğe götürecektik ama hakkınızı kaybettiniz diyoruz...
Yemekten dönerken bir ara dini nikahtan konuşurken mihrini sorduk kıza, ne kadar istedin diye, Zeynep gelin demezmi hoca öyle birşey sormadı diye, haydaaaa, içimize kurt düştü mehirsiz nikah olurmu,
Olmaz mı derken eşim bir hoca arkadaşını aradı, ne olur ne olmaz, siz bana gelin ben sağlam bir nikah daha kıyayım dedi, hadi birde yemekten kalkıp İbrahim hocaya gittik bir nikahta ona kıydırdık, artık nikahlarından emin bir şekilde evlerine bıraktık yeni evlileri, ben artık yukarı çıkamayacağım yorgunluktan ölüyorum dedim, doğru eve döndük.
Böylece nikahı da atlattık doğrusu, inşallah tüm üzüntüleri düğünden önce yaşamış olalım da, bununla kalsın yaşananlar, Allah evlenen bu iki kardeşime de bize de bir daha yaşatmasın bunları, güzel günlerimizi de eğlencelerimizi de yazabilelim buradan.

İşte dostlar yine uzun bir yazı oldu ama neyse artık, daha anlatacaklarım var.
Dün yani pazartesi akşamı eşim ve benim kızlar tatile Altınoluk'a gittiler, şu anda denizde olduklarını haber verdiler, ben ise cuma günü gidiyorum, benim iznim böyle denk geldi, hem abimin kendini toparlamasını, hemde çocukların kendine gelmesini bekledim, izinlerimizi önceden planladığımız gibi kullanma zorunluluğundan cuma günü gitmek zorunda kaldım, çok şükür abim son gördüğümde çok iyiydi, hala belini kıpırdatamıyor ama ellerini, bacaklarını ve başını gayet iyi oynatabiliyor, yatağın içinde PC ile uğraşıyor, çok sevindim bende, inşallah haftaya evine çıkacak sanırım.