17/11/2011

Gelin Ayşe'min kısacık bir "neden yazmıyorsun"yorumuyla birlikte bizi merak edenlere duyurulur .

Bunca aradan sonra hala bizi hatırlayanlar da varmış demek...




(Du bi resmimi koyayım hala hatırlamayanlara)
(Gülsüm hanım)
(Beyza-arkadaşı Buse)


(Beyza hanım)


Buradayız sağlıklı ve yaşıyoruz, ama biraz zaman sorunu yaşıyoruz. Daha önceki postlarımda da bahsetmiştim sanırım. Son 2 yılda işyerimizde oldukça yoğun bir şekilde çalışıyoruz, işlerimizde devlet sektörü değil de özel sektör gibi çalışmaya başladık, adım adım takip ediliyoruz, sürekli toplantı, seminer, eğitim .... yani çalış çalış çalış...


Tabi bir de 30'undan sonra üniversite olayı, 2 yıllık Halkla İlişkiler bölümünü bitirdikten sonra iktisat bölümüne geçtim şimdi 4. sınıftayım. Zaten üniversite olayını zamanında geciktirmem nedeniyle bu defa fırsatı kaçırmak ve uzatmamak adına bayağı bir derskolik oldum. Artık dalga geçiyorlar benimle .nek diye.


Son bahanem de efendim, bir ara bloğuma erişemedim, internet olaylarını zaten fazla anlamadığımdan düzeltemedim daha sonra kendiliğinden mi yoksa benmi karıştıra karıştıra yaptım bilmiyorum düzeldi. Arkadaşları zaman zaman takip ediyorum ancak ne yorum bırakabiliyordum nede yeni post yazabiliyordum. Bu gün ise Md.Yrd.'mız ve Müdürümüz öğleden sonra izin almış dolayısıyla biz de başıboş kaldık, bu fırsatı değerlendirelim dedik.


Tabii benim kızlardan bahsedecek olursak, Beyza 5. sınıfa gidiyor, Gülsüm ise 3. sınıfa gidiyor, kocaman kız oldular. Mutlular, hafta içi okul+etüd hafta sonu basket kursuna gidiyorlar. Bu sene kış erken geldiğinden midir? nedir? sık sık hasta oluyorlar. Yine gezmelere gidiyoruz, evde eğleniyoruz, hatta 2 senedir babamızla gittiğimiz tatilden hariç başbaşa kızkıza (akraba kadınları ve kızları ile) tatillere gidiyoruz, birlikte mutfağa girip yemekler, kekler, kurabiyeler, truflar, filan yapıyoruz. Beyza bir ara krep yapmaya taktı, bir hafta sonunu sabah akşam krep yaparak geçirdi, şimdi değişik şeyler deniyor, Gülsüm ise mısır patlatmaya taktı kafayı, her akşam bize mısır patlatıyor. Artık daha fazla sorumluluk sahibi oldular, bana fazla yük olmuyorlar hatta yardımcı bile oluyorlar. Mesela Beyza'ya artık ders çalış demiyorum, maşallah kendi kendine dersini yapıyor, dinlenme saatini belirliyor tekrar çalışıyor, performans ödevlerinin neredeyse tamamını kendisi yapıyor, hatta kardeşine bile yardım ediyor.


Ha birde acaip süslü kokoş oldular... ojeler, filan havada uçuşuyor. Ne yapacağım bilmiyorum bu kokoşlarla. Birinin düğünümü olacak, yada okulda bir gösteri hemen atlıyorlar kuaföre gidelim diye neyseki bu sene folklör vardı okulda.

Eşim ise temizlik ve halı yıkama işine girdi, önceden ben yardımcı kadın isterken "ne gerek var" diyen kendileri şimdi ihtiyacı olan bayanlara ev temizliği hizmeti sağlıyor. Yani bu bir yönden hatta çok yönden işime yaradı. 1,5 yıldır öyle ağır evişi filan yapmıyorum, bu da haliyle bana bir yandan rahatlık getirirken bir yandan da kilo yapıyor.


Ailede yaşanan gelişmeler ise,


kardeşim Bilal (hani Konya'dan gelin aldığımız)'in oğlu oldu Burak Efe şu an 7 aylık, çoook tatlı birşey.


2 numaralı abimin (Bilal'in düğününde kaza geçiren abim) oğlu oldu. onlar artık 2 oğul bir kızı olan 3 çocuklu kocamannnnn bir aile oldular, Ahmet Tarık şu an 9,5 aylık çok tatlııııııı.


Eltim Hilal'in (hani şu son postta yazdığım kuduruk Elifin annesi) bir kızı daha oldu adı Eda, çoookkk tatlı l.5 aylık.


Yeğenim Sinan sünnet oldu, amcamın küçük oğlu Yusuf evlendi, kasımın 27'sinde dayımın oğlu Gökhan, Aralık 4'ünde ise yine amcamın kızı Songül'ün düğünleri varrrrrrrrr.


Eh daha anlatayım mı? Bizim bakkal..... he he heehh

06/08/2010 Bizim küçük Elif'imiz büyüdü, büyüdü kocaman oldu artık, bir kuduruk bir kuduruk sormayın.

Delilo şarkısında ablalarını coşturuyor. İllaki halay çekeceklermiş, çekiştire çekiştire kızların elinden tutuyor oynayın diye tutturuyor. Oturanlar da illaki alkışlayacaklarmış, herkesin ellerine tek tek bakıp alkışlayıp alkışlamadığımızı kontrol ediyor.
Şimdi de tv izleme zamanı, hanfendi ne isterse yaptırıyor. Tabi televizyon da böyle seyredilmesi gerekiyor. Öyle koltukta oturup seyretmek yok.
Hemen sıkılıp tekrar halay çekiyoruz. Öyle oturup saatlerce tv izlemek yok. Bizimkilerin aklı çizgi filmde kalıyor ama nafile dediğim dedik.

Şimdi sıra saç baş düzeltmede, Gülsüm'ün saçını başını yolarak tokasını takmaya çalışıyor.

Gülsüm'ün yılsonu kahvaltısındayız şimdi de, kahvaltı sonrası bahçedeki köpek sevilip besleniyor.

Arkadaşlarıyla doyasıya eğlendiler.

O gün hava yağmurluydu, Gülsüm hanım düşüp üstünü başını çamurladı ve haliyle erken kalkmak zorunda kaldık. Hadi kalkıyoruz deyince de yüzünü buruşturup, hayır gitmeyelim diye tutturdu.

Bu resimdeki uyuyan güzel de kim acaba demeyim tabiki de bennn.
O gün kızları işe götürmüştüm. Akşam bir arkadaşımın kınası vardı. İş dönüşü hep beraber kınaya gittik. Ama iki cadı beni işyerinde öyle bir yordular ki, susun artık başım ağrıdı diye başımı masaya koyar koymaz resmimi çekmişler.
Veee kınamız... Biz de mum yakıcaz diye tutturdular (Gülsüm, Beyza, Sude)

Ben ve çok sevdiğim halamın kızı Emine'm

04/08/2010
Peki biz buralarda yokken neler yaptık, nereleri gezdik, önemli günlerimizi şöyle resimlerle kısaca anlatıp, bundan sonraki postlarımda kaldığımız yerden devam edelim diyorum, sizce ?
Anneler günü kahvaltımız-Gözdağı/Pendik

Babanneyi ziyaretimiz

Veee 23 Nisan Okul kutlamalarımız, Beyza

Gülsüm Hanım


23 Nisan gezintilerimiz

Genel Müdürümüzün Kurum çocukları için düzenlediği 23 Nisan Şenliğinden...


( Halamın kızı Emine'nin kızı Sude)


BEYZOŞ

Şenlik Halayımız

Sanırım resimler bir posta sığmayacak devamı bir dahaki postta inşallah



04/08/2010

Nerelerdemiyim sevgili blog dostlarım burdayım yani hala bıraktığım yerdeyim...
Şu an işyerindeyim...

Kızlarım ise babaannelerindeler, hep beraber pazar gününden bu yana orada kalıyoruz...

Neden yazmadın diyeceksiniz şöyleki... yani sadete gelelim...

En son Gülsüm'ün okul maceralarında kalmıştık, Gülsüm'ün okulda ilk yılı olduğu için oldukça zor geçti haliyle, özellikle ilk aylar, canımdan bezdirdi diyebilirim, yazmasında yada okumasında bir sorun yoktu sadece biraz yavaştı ve çenesinden derslerine odaklanamıyordu, bir de yaşıtlarından biraz daha erken okula başladığından adapte olmasında biraz sıkıntı çektik. Fakat sonraları benim küçük cadı öyle bir açıldı ki maaşallah, süper bir öğrenci oldu çıktı, neredeyse bütün yazılı ve testlerden 100 alıp geliyordu...

Öğretmenimizden çok memnun kaldık, çok sevdik, o da bizi çok sevdi, isterse sevmesin benim küçük cadım sürekli tepesindeydi, kendini öğretmene göstermek için elinden geleni yaptı zira... zaten bu Gülsüm'den beklediğimiz performanstı... şöyle böyle derken bir yılımızı başarıyla tamamladık şükürler olsun...

Beyza hanım ise diğer yıllara göre daha sorunsuz bir öğrenim yılı geçirdi, nede olsa 3. sınıftaydı, tüm ilgimi ve dikkatimi Gülsüm üzerinde yoğunlaştırmam gerekiyordu. Neyse ki onu da atlattık çok şükür.

Şimdi yeni eğitim yılı maratonuna hazırlanıyoruz, Gülsüm hanım 2. sınıfta, Beyza hanım 4. sınıfta olacak inşallah...

Gelelim bize...

Geçtiğimiz yıl işyerinde 13 yılda çalıştığım sürenin tamamı kadar yoğun bir çalışma içerisine girdik, İdaremizde yeni dönem toplu sözleşme çalışmalarına bifiil şefim ve ben katıldık, gece gündüz o toplantıdan bu toplantıya koşturduk durduk, mesaiye kaldık velhasıl canımız çıktı diyebilirim.

İdaremizde geçtiğimiz yıl tüm yönetim kadrosu değiştirildi, en üst amirimizden en alt amirimize kadar herkes değişti ve haliyle bizler aralarında en eski ve tecrübeli olarak kaldık, amirlerimiz de iyiniyetle bizimle birlikte mevcut toplu sözleşmeyi yeniden okumak, anlamak, görülen aksaklıkları gidermek ve bazı maddeleri değiştirmek istediler. Maratonumuz da önce kendi aramızda yaptığımız toplantılarla başladı, sonra önemli başkanlıklar ve Hukuk Müşavirimiz ile tüm sözleşmeyi yeniden okuduk değişiklikler yaptık, akabinde tüm başkanlıklar ve genel müdür ve yardımcılarına sunduk çalışmamızı, daha sonra işveren sendikamız MİKSEN ve nihayet toplu sözleşme masasında işveren tarafı olarak işçi sendikasına karşı dişe diş kıyasıya bir mücadele başladı.

Gerçekten çok yorucu olduğu kadar bir o kadar da keyifli bir çalışma oldu, tebrik ve takdir edenler de oldu, boşuna kürek çekiyorsunuz biz yıllarca bir kelimesini bile değiştiremedik siz hiç yapamazsınız diyenler de oldu, işçi düşmanı ilan edildiğimiz de oldu zaman zaman, ama biz hiç yılmadık, haklı olduğumuz konuları sonuna kadar savunduk ve değiştirilemez denilen şeyleri az da olsa değiştirmeyi başardık. Sonunda işçi sendikası da ısrar ettiğimiz bazı konularda haklı olduğumuzu kabul etti ve orta yolda buluştuk.

Bu çalışma özellikle benim iş hayatım içerisinde çok önemli bir yere sahip olacak, önceleri sadece işin sekreterya kısmını yapıyordum, işin mutfağına hiç girmemiştim, işimle ilgili istemediğim kadar pratik bilgiye sahip oldum, kanunlarda ve sözleşmelerde yer alan maddeleri bir bir hayata geçirme olanağı buldum ve en önemlisi işimle alakalı kendime olan güvenim daha da arttı. Bizi bu çalışma içerisine sokan, bizim fikirlerimizi dinleyen ve karşılıklı tartışma ortamı sunan, çekinmeden her türlü düşüncelerimizi en üst makamlara iletme şansını tanıyan ve bizi destekleyen başkanımıza teşekkür ederim...

Tabi bu arada birde Üniversite maceram vardı, geçen yıl aftan yararlanarak tekrar başladığım Açıköğretim Fakültesi Halka İlişkiler Bölümünü onur öğrencisi olarak bitirdim çok şükür, bu yıl iktisat 3. sınıftan devam etmeyi düşünüyorum inşallah,
Deliler gibi ders çalıştım, bu arada bu da benim için çok zevkliydi gerçekten, kızlar neredeyse benimle yarışa girdiler sınav sonuçlarımı benden çok merak ettiler, işyerimde açıköğretimin ineği ilan edildim, eşim kafayı yediğimi söyledi... güzel tepkilerdi valla... şimardım, şimartıldım ama gerçekten çok çalışıyordum ve hak ettiğimi de aldım.

İşte sevgili dostlar yukarıda açıkladığım nedenlerden bloguma bir türlü yazı yazamadım, arada bir girip sizlerin bloglarını okudum ama yorum bırakamadım, kendim yazı yazmayınca yorum bırakmaya utandım sanırım, işlerim rahatlayınca bir müddet te acama yazsam mı? yazmasam mı? diye tereddüt ettim, eşim ve kızlar da sürekli yaz devam et diye ısrar edince tekrar yazmaya karar verdim.

Umarım beni affededersiniz, umarım beni unutmamışsınızdır, beni affedin ve tekrar aranıza alın emi, gerçekten sizleri özledim, yeni yazılarımla buluşmak üzere hoşçakalın...

25/09/2009

Gülsüm'ün okula başladığı gün öğretmeni uzuuunn bir ihtiyaç listesi vermişti, içinde akla gelebilecek tüm kırtasiye malzemeleri olan bir listeydi bu, tabiiki oyun hamurları da vardı bu listede, 2. gün oyun hamurlarıyla gittik okula, GÜLSÜM hanım Büşra ablasından öğrenmiş bu gül yapımını, hemen kolları sıvayıp döktürmüş maharetini, görünce ben bile şaşırdım doğrusu, hemen öğretmeninin gözüne gözüne soktu tabii, --öğretmenim bakın bu gülü ben yaptım diye, yırttı kendini, öğretmenin de başı kalabalıktı tabii, onu duyup görene kadar, hatta övgüleri alana kadar ayrılmadı başından, nihayet öğretmen fark edince bu güzelliği


-Maşallah Gülsüm çok maharetli bir kız deyince, bizimkinin ağzı kulaklarına vardı...


Öğretmenin şimdilik el kaslarının ne kadar güçlü olup olmadığının tesbiti için yaptırdığı boyamaların hepsini yarım yarım yapıp geldi, evde sıkılarak tamamladık.


Gülsüm'ün anaokulundan en samimi kız arkadaşı Begüm, ve yine anaokulundan sık sık şikayet ettiği Durmuşcan.

Beslenme saatimiz... büyük bir özenle çıkarıyor malzemelerini, peçetesini şöyle bir silkeleyip, örtünün özerine yerleştiriyor yiyecekleri, pek bir hanımefendi pozlarında, sanırsın bir davette yemek yiyor hanım, alelacele yemeğini bitirip, yine aynı özenle peçetesini silkeleyip katlayıp, malzemeleri sırayla yerleştiriyor çantasına... maşallah böyle giderse çok sıkıntı yaşamayacağım, Gülsüm okul işini bayağı bir ciddiye aldı, yatış saatini, çantasını malzemelerini çok benimsedi şimdilik. Sıkılmaz böyle giderse çok iyiyiz, nazar değmesin.

Dün babası götürdü okula, işyerinden telefonla görüştüm,

-anne öğretmenim ödev verdi, akşam evde hiç iş yapmayacaksın tamam mı, benimle ilgileneceksin diye, ültimatomunu yayınladı, artık yandım dedim ben, göz açtırmayacak bana cadı, yine de heyecanlıydım.Bakalım neler yaşayacaktık...

Derse başlamadan önce beni epey zorladı, tutturdu üzüm yiyicem diye, koca bir tabak üzüm yedi, televizyonun yanında ders yapacağım diye tutturdu, hatta küçük masasını taşımış tv'nin karşısına ohhh keyif yapacak hanım, hemen aldım mutfağa ben bir yandan işimi yaparken oturdum yanına.

Veeee... evde ilk anlamda ciddi dersimizi yaptık, dersimiz çizgi çalışması kavisli çizgiler,

Bir sayfa fotokopinin üzerindeki çizgilerin üzerinden geçerek yaptık, pek özenliydi doğrusu, en ufak bir taşırma olduğunda hemen silip düzeltmek istedi, bir yandan da çenesi hiç durmadı tabiiki, arada bir süt istedi, bir yudum alıp bir yazı yazacakmış, ooohooo böyle bitmez kızım dedim, bari bir satır yazı bir yudum süt dedim, bir süre sonra sütü unuttu, arada bir karnı ağrıdı tuvalet ziyareti, kalem açma, kalemleri yere düşürme filan derken iyice adapte olmaya başladı derse,

-Öğretmenim, en güzel sen yazmışsın demeli bana, yıldız atmalı anne, çok güzel olmalı dedi durdu, hayırdır dedim bu hırs nedendir diye,

Tabi çene açıldıkça döküldü, okulda yaptıklarını en ince ayrıntısına kadar anlattı, Beyza'nın tam aksine (o hiç birşey anlatmaz asla, zorla ağzında iki kelime çıkar, Gülsüm anlattıkça yüreğimin yağları eridi, içim rahatladı)

Bizim okulun müdür yardımcısı (eşimin arkadaşı)'nın oğlu Emre Şamil bizim sınıfta, bu bayram ailesiyle bize bayramlaşmaya geldiler, tabi çocukta aileler tanışınca bir rahatlama oldu herhalde sürekli Gülsüm'e sataşıp duruyormuş, bu tabi bizimkinin anlatımı birde çocuğu dinlemeli bizimki de az yapışık değildir hani.

Bu sataşmalar yüzünde öğretmenin okulda yaptırdığı çizgi çalışmalarını tamamlayamamış, öğretmen güzel yapanların kitaplarına yıldız atmış, çizgilerini tamamlamayanlara işaret koymamış, evde yapın gelin demiş, şimdi sınıftaki bazı arkadaşlarının yıldız alıp bizimkisi alamayınca bayağı bir hırslanmış anlaşılan, ödevini itinayla tamamlayıp, okulda eksik yaptığı sayfayı da bir güzel silip baştan sona tekrar yaptı...

Kitaplarını da dağıtmış öğretmeni, başladık şeffaf kaplıkla kaplamaya, bu işe de balıklama daldı tabii, tek başına kaplayacakmış, verdim kaplığı eline, evirdi çevirdi, buruş buruş yaptı kaplığı,

-offf olmuyor anne, deyip bana verdi kitabı kaplığı...

Sonrada hadi yatma saatimiz geldi deyince, itiraz etmeden yattılar tabi bende yanlarında yatma şartıyla, her ihtimale karşı bende uyuyakalırım diye, telefonu 05.30'a kurdum bari erken kalkıp beslenmelerini filan hazırlarım dedim, iyikide kurmuşum saati, bende uyumuşum bir güzel...

İşte böyle şimdilik bu kadarCIK, okul maceralarımız son hızla devam edecektir, bizim GÜLSÜM'de malzeme çok olacaktır yaz yaz bitmez artık...

24/09/2009


Nice bayramlara sevdiklerimizle sağlık ve afiyetle kavuşmamız dileklerimle öncelikle geçmiş bayramınızı tebrik ederek başlıyorum.

Bayram telaşından önce bizim evde Gülsüm'ün okula başlama telaşı vardı, çok şükür küçük kızımız da artık l. sınıfa başladı, anaokulu nedense bana hani gerçek okulmuş gibi gelmiyor, yani aslında eğitim hayatının ilk başlangıcı açısından çok önemli ama gerçek anlamda disiplin ve okuma yazma gibi faaliyetler başlamadığından ben çok fazla ciddiye almamıştım.

İşte şimdi 2. kez (Beyza'da bu tecrübeyi yaşamıştım) paçalarım tutuştu, formasıydı, çantasıydı, ayakkabısıydı derken nihayet Gülsüm'de benim tabirimle gerçek anlamda okullu oldu artık.

Gülsüm tahmin ettiğim gibi hatta tahminimin de ötesinde hiç uyum sorunu yaşamadım, ilk günden çok ciddiye aldı okula gitme işini, biraz geç yattığından, zira yaz rehavetinden kurtulamamıştı, sabah erken kalkmanın dışında zorlanmadık, uykusu açılınca koştura koştura okula gittik, geçen seneki ana sınıfından 5 arkadaşı yine aynı sınıftalar, özellikle çok samimi arkadaşı Begüm'ü görünce çıldırdı bizimkisi, çok memnun olduk, ayrıca apartmandan Melisa da bizim sınıfta olunca keyfine diyecek yoktu, hele ki öğretmenimiz tam bir süpriz oldu, Beyza'nın kreşten anaokuluna daha sonra da ilkokulda da halen aynı sınıfta olan samimi arkadaşı Damla'nın annesi Nurhan hanım Gülsüm'ün öğretmeni oldu, dolayısıyla iletişim konusunda hiç yabancılık çekmedik, hemen tanıdık birbirimizi, hatta çalışmıyor olmasaydım Nurhan hanım sınıf annesi seçmişti beni, ama ne yazıkkı çalıştığım için kabul edemedim, çok anlayışlı ve uyumlu bir öğretmen olarak değerlendirdim.
Ama ne yazıkki bugün eşimden aldığım duyumlardan snıftaki veliler bu gün itibariyle öğretmeni canından bezdirmeyi başarmışlar, sordukları saçma sapan sorular ve yarattıkları sorunlar nedeniyle bu gün derse bile başlayamamışlar. Artık bundan sonraki günlerde de yine aynı şekilde anlayışlı davranırmı bilemem, bildiğim birşey varsa biz toplum olarak yumuşak bir yüz gördüğümüzde hemen astarını sormaya başlarız, yani daha amiyane bir tabirle tepesine çıkarız.

Müdürümüzün 1000 kişilik okulu geçtiğimiz senelerde 1800 kişiye çıkarmasıyla bu sene okulumuzda eğitimi kördüğüm noktasına getirdi, mahellemizde yeni bir okul yapıldı, Milli Eğitim Bakanlığı -e okul sistemine göre l. sınıfların kayıtlarında mahalleyi ortadan ayıran ana caddenin bizim tarafımızda kalan sokaklarını mevcut okula, caddenin karşı sokaklarını ise yeni okula yapmıştı, bizim işgüzar müdür ise artık doluluktan okulda açacak yeni birinci sınıf şubesi bulamadığından, Milli Eğitim Bakanlığınca mevcut okulumuzda okumayı hak eden bizim çocuklarımızı da yeni okula göndermeyi uygun bulmuş, yani bizim oturduğumuz siteye beş adım mesafede olan okulu bırakıp en az 2 km uzaklıktaki üstelikte oldukça dik bir yokuşta inşa edilen okula gitmeye zorladı bizi. Tabii biz veliler oldukça tepki göstererek sonunda kabul ettirdik kendimizi okulumuza.
Okul alışverişi filan derken alıştırma haftasını bitirdik ve bu gün itibariyle başladılar yeni bir eğitim yılına..

Allah tüm çocuklarımıza zihin açıklığı versin, velilere de sabır ve kolaylıklar...